Son yıllarda şirketler sürekli yeniden yapılanıyor, yeni sistemler uygulamaya alınıyor, öncelikler değişiyor. Deloitte Global Human Capital Trends araştırmasına katılan her üç çalışandan biri, yalnızca son bir yılda 15’ten fazla büyük organizasyonel değişim yaşadığını söylüyor. Bu duruma geçcici bir dönüşüm dalgası demek zor. Artık değişim, normal iş işleyişinin kalıcı bir parçası haline geldi.
Değişim, tam olarak neyi kapsıyor?
Yapay zekâ kaynaklı iş modeli dönüşümleri, ardı ardına gelen yeniden yapılanmalar, süreç ve sistem değişiklikleri, yeni hedefler ve yeni çalışma modelleri iş hayatımınızın merkezinde yer alıyor. Her biri tek başına yönetilebilir görünse de, üst üste bindiklerinde çalışan için sürekli bir uyum maliyeti yaratıyor.
Deloitte’un aynı araştırması, çalışanların %68’inin işte çok fazla değişim yaşanması nedeniyle psikolojik olarak zarar gördüğünü belirtiyor. %60’ı da organizasyonel değişim nedeniyle iş yükünün arttığını söylüyor. Liderlerin ise yalnızca %27’si kurumlarının değişimi iyi yönettiğini düşünüyor.
Değişim devam ettikçe, ölçeği de büyüyor. Deloitte’un araştırmasında kurumların %65’i, yapay zekâ nedeniyle şirket kültürlerinin köklü biçimde değişmesi gerektiğini söylüyor. Bu da önümüzdeki dönem değişimlerinin, sistemlerin yanı sıra ekiplerin çalışma alışkanlıklarını da yeniden şekillendireceği anlamına geliyor.
Liderler durumun farkında, ama hazır değil
Asıl çarpıcı çelişki ise, Deloitte’a göre liderlerin %85’i organizasyonel uyum kabiliyetini yüksek önemde görmesine rağmen, yalnızca %7’sinin bu konuda gerçek bir ilerleme kaydettiğini söylemesidir. Niyet ile uygulama arasındaki bu makas, sorunun strateji yerine değişimin yönetilme biçiminde olduğunu gösteriyor.
Bu nedenle değişim yönetimi yetkinliği, lider seçiminde giderek daha belirleyici bir kriter haline geliyor. Vizyon ortaya koymak artık tek başına yeterli değil. Değişimleri önceliklendirebilen, gereksiz dönüşümleri eleyebilen, ekibine nefes alanı tanıyan ve belirsizlik ortamında güven inşa edebilen liderler fark yaratıyor.
Dönüşüm kaçınılmaz. Ancak dönüşümün hızını değil, insanların bu hıza nasıl eşlik edeceğini yönetmek, önümüzdeki dönemin başarılı liderlerini belirleyecektir.