HABERLER

YENİ MEZUN İŞE ALIMI, KLASİK CV TARAMASINDAN ÇIKTI

Gilda&Partners Colsulting Kurucusu Jilda Bal da, yeni mezun işe alımında son yıllarda yaşanan en büyük değişimin, şirketlerin diplomaya bakışında yaşandığına vurgu yaparak, “Tabii ki okul ve bölüm hâlâ önemli, özellikle bazı teknik, mühendislik, sağlık, finans ve teknoloji odaklı rollerde adayın aldığı eğitimin niteliği işe alım sürecinde belirleyici olmaya devam ediyor. Ancak artık şirketler yalnızca adayların hangi okuldan mezun olduğu bilgisiyle yetinmiyor. Daha çok, adayın öğrendiği bilgiyi işe nasıl dönüştürebileceği, yeni sistemlere ne kadar hızlı adapte olabileceği, öğrenme motivasyonunun ve problem çözme becerisinin yüksek olup olmadığı sorularına bakıyor. OECD’nin Foundations for Growth and Competitiveness 2026 araştırmasına göre Türkiye’de yüksek öğretime erişim genişlerken, işgücü piyasasının ihtiyaç duyduğu becerilerle mezunların sahip olduğu beceriler arasındaki uyumu güçlendirmek önemli bir başlık olmaya devam ediyor. Bu da şirketlerin işe alımda yalnızca mezuniyet bilgisini değil, adayın beceri setini, staj deneyimini, proje üretme kapasitesini ve iş dünyasına ne kadar hazır olduğunu daha fazla dikkate almasına neden oluyor” diyor. Randstad’ın Workmonitor 2026 raporu da, yeni mezunlar için artık yalnızca teknik bilgi değil, yapay zekâ okuryazarlığı, veriyle çalışma, eleştirel düşünme, iletişim, problem çözme ve çevik öğrenme becerileri daha görünür hale geldiğini gösteriyor. “Bu nedenle yeni mezun işe alımı, son yıllarda klasik CV taramasından çıkıp çok daha beceri, potansiyel ve uyum odaklı bir yapıya dönüştü” diyen Bal, hızlı ve yüksek maaşla iş alınan mezunları şöyle özetliyor:

“TÜİK’in Yükseköğretim İstihdam Göstergeleri verileri, lisans mezunlarının istihdama geçişinde bölüm farkının oldukça belirleyici olduğunu gösteriyor. En güncel resmi veri olan 2024 sonuçları sağlık, mühendislik, bilişim ve bazı teknik öğretmenlik alanlarının daha güçlü istihdam performansı gösterdiğine işaret ediyor. Özellikle tıp, eczacılık, dil ve konuşma terapisi, özel eğitim öğretmenliği gibi alanlar iş bulma süresi açısından öne çıkıyor. Bunun yanında mühendislik, yazılım, veri, yapay zekâ, siber güvenlik ve finansal teknolojiyle ilişkili bölümler de hem Türkiye’de hem globalde daha hızlı işe giriş ve daha güçlü ücret potansiyeli sunan alanlar arasında değerlendiriliyor. Bu konuda dikkat edilmesi gereken, yalnızca bölümün adından çok, bölümün iş dünyasında karşılık bulabilme gücüdür. Bugün bazı bölümler teorik olarak güçlü görünse de iş dünyasından talep sınırlı kalabiliyor. Buna karşılık teknik beceriye, uygulama deneyimine ve dijital yetkinliğe dayalı alanlarda mezunlar daha hızlı ayrışabiliyor. Şirketler artık iyi okul kadar, işe dönüşebilen beceri de arıyor.”

Günümüzde hem beyaz hem mavi yaka, hem de hizmet sektörlerinde ciddi bir arz-talep dengesizliği olduğunu da vurgulayan Bal, “İŞKUR’un 2025 Türkiye İşgücü Piyasası Araştırması raporuna göre Türkiye’de 2025 yılında yüz binlerce pozisyonun temininde güçlük yaşandığı belirtiliyor. Bu durum, işverenlerin yalnızca yüksek nitelikli beyaz yaka adaylarda değil, üretim, saha, satış, lojistik, hizmet ve teknik rollerde de doğru adaya ulaşmakta zorlandığını gösteriyor. Türkiye tarafında imalat, toptan ve perakende ticaret, inşaat, konaklama ve yiyecek hizmetleri, lojistik ve teknik bakım alanları öne çıkıyor. Birçok mavi yaka rollerin doldurulmasında ciddi zorluk yaşanıyor. Bu da bize, iş hayatındaki açığın yalnızca daha fazla üniversite mezunu ile kapanabilecek bir açık olmadığını gösteriyor. Mesleki beceri, teknik eğitim ve saha deneyimi giderek daha önemli hale geliyor” diye konuşuyor.

TÜİK’in İşgücü İstatistikleri 2026 I. Çeyrek bülteni de bu konuyu daha geniş açıdan okumayı mümkün kılıyor. Bültene göre istihdam yılın ilk çeyreğinde tarım, sanayi, inşaat ve hizmet sektörlerinin tamamında geriledi. En yüksek istihdam kaybı 189 bin kişiyle hizmetlerde görülürken, inşaatta 48 bin, tarımda 44 bin, sanayide ise 20 bin kişilik azalış yaşandı. Bu veri, mezun sayısı yüksek alanlardaki istihdam sorununu doğrudan açıklamasa da, gençlerin iş piyasasına girişte mezun oldukları bölüm dışında, yöneldikleri sektörün istihdam kapasitesine de bakması gerektiğini gösteriyor. “Bir sektörde istihdam daralırken o alana yönelen mezun sayısının yüksek kalması, işe geçiş sürecini daha rekabetçi hale getirebiliyor” diyen Bal’a göre, mezun sayısının çok yüksek olduğu ancak iş piyasasında karşılığı sınırlı kalan bazı sosyal bilimler, genel idari alanlar ve teorik yoğunluklu bölümlerde istihdama geçiş daha zor olabiliyor. Bu noktada aslında sorunu bölümün değersizleşmesi olarak ele almamak gerekir. Bölümden mezun olan kişinin iş dünyasında hangi beceriyle ayrıştığı önemli. Örneğin iletişim, işletme, iktisat, sosyoloji veya benzeri alanlardan mezun olan adaylar, veri analizi, dijital pazarlama, yabancı dil, araştırma, içerik üretimi, finansal okuryazarlık veya proje yönetimi gibi tamamlayıcı becerilerle kendilerini daha güçlü konumlandırabiliyor. Dolayısıyla burada şirketler açısından da adaylar açısından da yeni bir okuma gerekiyor. Bölüm adı tek başına yeterli değil. Mezun sayısı yüksek alanlarda istihdam şansı, adayın hangi uygulamalı becerilerle mezun olduğu, hangi sektörlere yönelebildiği ve kendisini nasıl konumlandırdığıyla doğrudan ilişkili hale geliyor.

DOLDURULMASI EN ZOR İŞLER

Türkiye’de doldurulmakta zorlanılan işlere de değinen Bal şu bilgileri paylaşıyor:

“İŞKUR’un 2025 Türkiye İşgücü Piyasası Araştırması raporuna göre servis elemanı, makineci, beden işçisi, kaynakçı, yük taşıma şoförü, satış danışmanı, aşçı, inşaat işçisi, kaynakçı ve yolcu taşıma şoförü gibi meslekler temininde güçlük çekilen işler arasında yer alıyor. Bu liste, Türkiye’de işgücü açığının yalnızca teknoloji veya beyaz yaka pozisyonlarla sınırlı olmadığını açıkça gösteriyor. İmalat tarafında teknik beceriye sahip uzmanları öne çıkıyor. Hizmet, lojistik ve inşaat sektörlerinde de mavi yaka talebi artıyor. Teknoloji tarafında ise yazılım, veri, yapay zekâ, siber güvenlik ve sistem yönetimi gibi alanlarda nitelikli aday ihtiyacı artıyor. Bu verilere baktığımızda, Türkiye’de iş piyasasının iki yönlü bir dönüşüm yaşadığını gözlemleyebiliyoruz. Bir tarafta dijitalleşme ve yapay zekâ kaynaklı yeni beceri ihtiyacı var. Diğer tarafta temel üretim, saha, hizmet ve operasyon rollerinde ciddi bir insan kaynağı açığı bulunuyor. Bu nedenle istihdam politikalarını yalnızca üniversite mezunu beyaz yaka ekseninde okumak yetersiz kalıyor. Mesleki eğitim, teknik uzmanlık ve uygulamalı beceriler en az akademik eğitim kadar stratejik hale geliyor.”

Bal’ın aktardıklarına göre, global tarafta LinkedIn’in Grad’s Guide 2026 çalışması, yeni mezunlar için en hızlı büyüyen işler, sektörler ve kariyer yollarını analiz ediyor. Randstad’ın Workmonitor 2026 raporu da yapay zekâ, veri, yazılım, ürün geliştirme, siber güvenlik, IT altyapısı ve dijital operasyon alanlarındaki beceri talebinin hızlandığını gösteriyor. Özellikle yapay zekâ mühendisliği, yapay zekâ ve veri bilimi, data analizi, siber güvenlik uzmanları, ürün yönetimi, yazılım, bulut uzmanlığı, endüstri mühendisliği, sağlık teknolojileri, dijital pazarlama, kullanıcı deneyimi, oyun tasarımı, finansal teknoloji ve sürdürülebilirlik ve otomasyon uzmanlığı gibi roller daha fazla ilgi görüyor. Ancak burada dikkat edilmesi gereken, trend olan bölüm, otomatik olarak güçlü kariyer anlamına gelmiyor. Mezunun bu bölümü hangi becerilerle, hangi projelerle ve hangi uygulama deneyimiyle tamamladığı asıl belirleyici alan haline geliyor.

Okul müfredatları ile iş dünyasının ihtiyaçları arasındaki uyumu, bugün hem Türkiye’nin hem de global işgücü piyasasının en önemli başlıklarından biri olarak değerlendirebileceğimize işaret eden Bal, sözlerini öyle tamamlıyor:

“OECD’nin Foundations for Growth and Competitiveness 2026 araştırmasına göre Türkiye’de yükseköğretim ve mesleki eğitim alanında programların işgücü piyasasıyla daha güçlü şekilde hizalanması önemli bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Bu da aslında şirketlerin uzun süredir sahada gözlemlediği bir durumu teyit ediyor. Mezunlar eğitim hayatından belirli bir teorik bilgiyle çıkıyor, ancak iş dünyasının beklediği uygulama, problem çözme, dijital araç kullanımı ve iletişim becerilerinde her zaman aynı hızda hazır olamayabiliyor. Bu konu, yalnızca üniversitelerin sorumluluğu olarak değerlendirilmemeli. İş dünyasının da eğitim kurumlarıyla daha yakın ilişki kurması gerekir. Staj programları, ortak projeler, mentorluk sistemleri, uygulamalı dersler, sektör destekli laboratuvarlar ve mezuniyet öncesi iş deneyimleri çok daha güçlü tasarlanmalıdır.”

SON HABERLER

Arşiv

Yukarı Çık