Bu durum, işyerinde ve günlük yaşamda aşırı verimlilik olma uğruna sürekli olarak üretken olma ve bunu gösterme çabasını doğurur. İşkoliklik, bireyin içsel motivasyonundan kaynaklanan bir bağımlılık durumu iken, toksik üretkenlik dışsal baskılar nedeniyle ortaya çıkar ve bireyin sağlığı, refahı ve iş-yaşam dengesini olumsuz etkiler. Bu iki kavramı anlamak hem bireysel hem de kurumsal düzeyde sağlıklı çalışma ortamları yaratmak için önemli. İşkoliklikte kişi, çalışmaktan kaçınmaz ve çalışmadığında suçluluk veya endişe hisseder. Toksik üretkenlikte ise bu durum, kişi, işveren veya toplum tarafından dayatılan sürekli üretkenlik baskısı altında hissedilir.
Pandemi döneminde artışı oldukça yüksekti. Bu artış hem işveren beklentileri hem de uzaktan çalışma ve hibrit çalışma düzenlerinin getirdiği dinamiklerle yakından ilişkili. İşveren tarafında pandemiyle birlikte uzaktan çalışma yaygınlaştıkça, işverenlerin çalışanlardan her zaman erişilebilir olmalarını beklemeleri arttı. Bu durum, çalışanların mesai saatleri dışında bile işle ilgili meşgul olmalarına ve sürekli üretken olma baskısı hissetmelerine yol açtı. Diğer bir konu ise firma tarafında uzaktan çalışmayla birlikte verimliliği takip altına alma isteği doğdu. Bu takip için oluşturulan dijital izleme ve performans değerlendirme araçları bu baskıyı daha da artırdı. Sağlıklı bir iş-yaşam dengesi kurmak için en önemli strateji, esnek çalışma düzenlemeleri sunmaktır. Bu strateji, çalışanların bireysel ihtiyaçlarına ve yaşam koşullarına göre çalışma saatlerini ve çalışma yerlerini uyarlamalarına olanak tanır.