HABERLER

Chief Artificial Intelligence Officer (CAIO), şirketlerde yapay zekâ stratejilerini oluşturan, yöneten ve tüm iş süreçlerine entegre eden yeni ve kritik bir üst düzey yönetici pozisyonu olarak öne çıkıyor. Yapay zekânın işletmeler üzerindeki etkisi giderek artarken, bu alan artık yalnızca bilgi teknolojileri (IT) departmanının değil, doğrudan üst yönetimin sorumluluğu haline gelmiş durumda.PwC’nin araştırması, yapay zekânın doğru şekilde uygulandığında 2035 yılına kadar küresel GSYİH’yı yüzde 15 oranında artırabileceğini gösteriyor. Bu da yapay zekânın yalnızca operasyonel verimlilik aracı değil, aynı zamanda ekonomik büyümenin ve rekabet avantajının temel sürükleyicilerinden biri olduğunu ortaya koyuyor.SAP’nin 2025 yılında yaptığı bir başka araştırma ise yöneticilerin yapay zekâya olan güveninin hızla arttığını gösteriyor: Katılımcıların yüzde 44’ü, AI tabanlı öngörüler doğrultusunda kararlarını değiştirmeye hazır olduklarını belirtirken, yüzde 38’i yapay zekânın kendi adlarına karar vermesine dahi sıcak bakıyor. Bu bulgular, yapay zekânın kurumsal karar alma süreçlerinde ne kadar merkezi bir rol oynamaya başladığını açıkça ortaya koyuyor. 

KARAR VE DEĞER ARASINDA YENİ GÜÇ

Yapay zekâ artık sadece verimliliği artıran bir araç olmanın ötesine geçerek, stratejik yönetimde önemli bir rol üstleniyor. Londra Borsası FTSE 100 şirketlerinin neredeyse yarısında CAIO veya benzeri bir pozisyonun bulunması, bu rolün inovasyon ve liderlik açısından giderek önem kazandığını gösteriyor. CAIO’lar, yapay zekâ projelerinde etik, şeffaflık ve yasal uyuma öncelik vererek şirketlerde güven oluşturuyor. Böylece, yapay zekâyı yalnızca kullanan değil, aynı zamanda şirket kültürüne entegre eden ve etik çerçevede yöneten stratejik liderler olarak dikkat çekiyorlar.

TÜRKİYE’YE KATKISI NE?

Türkiye’de henüz resmi Chief Artificial Intelligence Officer (CAIO) atamaları yaygınlaşmamış olsa da, büyük holdinglerde teknoloji yöneticilerinin benzer sorumluluklar üstlendiği görülüyor. Bu rolün Türkiye için önem kazanmasının en büyük nedeni, CAIO’nun CEO, CTO ve CFO gibi üst düzey yöneticilerle birlikte çalışarak şirketlerin dijital dönüşüm süreçlerini hızlandırabilmesi. Ayrıca, KVKK ve diğer yerel veri koruma düzenlemeleri kapsamında yapay zekâ projelerinin şeffaf, denetlenebilir ve etik bir şekilde yönetilmesi gerekiyor. CAIO’nun liderliği sayesinde bu uyum sağlanarak şirketlerin güvenilirliği artırılıyor. Özellikle finans, perakende ve telekom gibi regülasyonların yoğun olduğu sektörlerde bu yaklaşım, şirketlere önemli bir rekabet avantajı kazandırıyor. Böylece CAIO rolü, Türkiye’de yapay zekâ uygulamalarının hem stratejik hem de etik açıdan başarıyla yürütülmesinde kilit bir pozisyon haline geliyor.

TEKNOLOJİYİ İNSAN YÖNETMELİ

İnsan Kaynakları danışmanlık firması kurucusu Jilda Bal, CAIO’nun yalnızca bir unvan olmadığını, yapay zekâ çağının stratejik rehberi olduğunu vurguluyor. Doğru liderlik sayesinde yapay zekâ, şirketlerin büyüme motoru haline gelirken, yanlış yönetim ise önemli riskler doğurabilir. Türkiye’nin bu yeni rolü benimseyip geliştirmesi, hem küresel rekabette öne çıkmak hem de regülasyonlara uyumlu ve güvenilir bir dijital dönüşüm sağlamak açısından büyük önem taşıyor. Bal, geleceğin yapay zekâ araçlarının değil, bu araçları vizyon ve sorumlulukla yöneten insan liderlerin çağı olacağını belirtiyor.

SON HABERLER

Belirsizlik dönemi yeni iş fırsatları yaratacak

Dünyadaki ekonomik ve jeopolitik belirsizliklerin 2026 yılında yeni iş fırsatları yaratacağı, bu fırsatların merkezinde ise yapay zekânın yer aldığı belirtiliyor. Uzmanlara göre, yapay zekâ iş dünyasında köklü bir dönüşüm yaratacak ancak meslekler tamamen ortadan kalkmayacak, teknolojiyle yeniden tanımlanacak.

Rekor Odak Kaybı: Çalışanların %80’i Bir Saati Tam Odakla Geçiremiyor

İş yerinde verimlilik tartışmaları hız kazanırken, çalışanların odaklanma kapasitesiyle ilgili veriler dikkat çekiyor. Insightful'un Odak Zamanı Araştırması raporuna göre, çalışanların %80 i bir saat bile tam odakla çalışamıyor.

Modern İş Gününün Sessiz Sorunu: Odaklanmak

Takvimler dolu, mesajlar ardı ardına geliyor, toplantılar birbirini kovalıyor. Ancak tüm bu hareketlilik gerçekten üretken olduğumuz anlamına mı geliyor? Veriler bunun tam tersini söylüyor. Modern iş gününün en büyük sorunu artık zaman değil, odak.